Yeni adres
Biz Haziran 2008'den beri http://defneyleyasamak.blogspot.com adresindeyiz.
Kizima biseyler kalsin istedim. Neler degistirdi hayatimda bilsin istedim. Onu ne kadar sevdigimi herkes bilsin istedim...

BAL'ı 1.5 sene dokunmadıktan sonra , sonunda yıkadık pakladık maaile. Defdef cezveyle minik minik su döktü BAL'a. Babanın motoru mu daha güzel anneninki mi diyorum, babanınkini işaret ediyor bana terbiyesiz sıpa. Komik biliyorum ama 31 senede ilk kez ben bi araba&motor nevi bi aleti köpük köpük yıkıyorum, oysa defnos 2 yasında bile olmadı, erdi bunun zevkine. Çok mu şey kaçırmışım? Bi başkası için belki hayır ama ben çok eğlendim, çok keyiflendim. Bi paylaşım ne de olsa... Üçümüzün içinde olduğu bir şey. Defdef için yeni olduğu kadar, benim için de yeni bir şey...
Gün bitti mi peki? Bitmedi...
Gene aldık soluğu serada. Tutamadım kendimi, aldım yine ismini bilmediğim bir sürü çiçek, diktim ne kadar bardak, çanak, kavanoz bulduysam... Heryer toprak oldu, çiçek diktiğim süreden çok toprak temizlemekle uğraştım ama olsun değdi... Baktıkça keyifleniyorum çünkü onlara...
Aslicin demiş ki; bir eve çiçek almak, o evi benimsediğiniz, orayı yuva bildiğiniz anlamına gelir... Ne güzel demiş, ne doğru söz söylemiş...
Bu da başucu...
Meraklı burnunu sokan fındık da yanında eşantiyonu :)
Bi de haftasonu highlight'ı: Sevgili 30'lu yaşlarına ve göbeğine aldırmadan erik ağacına tırmandı, sırf bizim cüce tepelerdeki mor eriklerden istiyor diye. Yıkamadan bluza silmek suretiyle temizlediler güya, görmezden geldim. Hasta olunacaksa da bundan olsun napalım. Terazinin keyif kısmı daha ağır bu yanda ne de olsa...
Ben istesem çıkar mıydı peki taaa tepelere sevgili??? Yapardı ya, hakkını yemiyim. Ben de çok sever oooo...
İçim sıkıldı bu blog adresimin sürekli hata vermesinden.
Ne yorum onaylayabiliyorum, ne resim ekleyebiliyorum.
Pes ettim, bu adresten devam etmeli dedim... İyi olan kazanır napalım :)


Utandırdın miniş bizi... Tamam tam anlamıysa utancımdan yerin dibine girmiş değilim ama yine de geçen yaza oranla "ooo bal kaymak" bir tutum sergiledin. Yalınayak başı kabak koştun durdun. Bizim enerjimiz tükendi ama sen enerjinin tükendiği anlarda dahi sırtımızda, belimizde, kucağımızda tırmanarak yerleşmek suretiyle enerji toplamaya çalıştın. Biz bittik, sen bitmedin...
Kalacağımız yer vardığımızda küçük çaplı bir şok yaşadık. Cennet mi burası acaba dedik. Huzurun kokusu olur muymuş? Olurmuş gördük.. Yaşadığımız şehre inat duyduğumuz yegane ses cırcır böcekleri idi. Tabi bir de senin çığlıkların...
Az yemek yedin belki ama bol bol oğlakları besledin zeytin yaprakları ile. Gözünü açtın, Hacivat ile Karagözü sordun. Her yemek saati düzenli besledin durdun kendinden muhtemelen daha az inatçı olan keçi yavrularını. Eve götürelim mi diye sordum, o meshur kafa sallamanı yaptın ısrarlı ısrarlı. Ben zaten fitim annecim onları eve götürmeye ama babanı nası ikna ederiz bilemedim...
Kelime sayının şaşırtıcı derecede arttığını gördük. Hep de işine gelen kelimelerin ama: Açççç, ukku (utku), kagıgak (kaydırak) ve ne ilgisi olduğunu bilemediğimiz mamuuu (mahmut). Mahmut bizim ordaki şef garson, sevdin herhalde... 
Kaldığımız yerin sahibi bayan dünya tatlısı. Emekli bir hakim. Oysa tüm hakimler tükenmişlik hissi verir insana, o bayan ise tam tersi, enerji yayıyor, her şeye o kadar özenmiş ki... Dedim yaşlanılmaz buralarda, 40 isen 40 ölürsün, 41 olmaz yaşın. Zeytin ağaçları ile çevrili bir sahil evinde 2 keçin, 1 atın, 3 kopegin, 1 kedin, 2 tavus kuşun, 10'larca tavşan, tavuk ve güvercinin ile nasıl yaşlanabilirsin ki... 
Bazen diyorum daha özgür olasın diye babanla bu davranış tarzımız yanlış mı? Kullandığımız HAYIR'lar o kadar sınırlı ki... Gerçekten önemli birşey olmadıkça hayır dememeye gayret ediyoruz. Sınırların olmasın istiyoruz. Biz istemediğimiz için Hayır olmasını değil, sana zarar verecek olduğu için Hayır dediğimizi anlamanı istiyoruz... Ne kadar başarabileceğiz bilemiyorum şu an ama çocuk yetiştirirken verilen tüm kararların iki ince çizgi arasında olduğunu anne&baba olmadan öğrenemiyormuş insan. Diliyorum ki doğru olduğuna inandıklarımızı umarız davranışlarımızla anlamanızı sağlabiliyoruzdur. Diliyorum ki, inandıklarımız az da olsa doğrudur. Ve diliyorum ki, verdiği kararların arkasında durabilen, güçlü, yürekli, azimli ve en önemlisi huzurlu biri olursun sen de...
Konu nerden nereye geldi yine... Annelerin konuşma potansiyeli ne kadar artıyormuş yavrulayınca? Aynı oranda da düşünme, planlama potansiyeli... Baba&Anne en büyük farkı bu aslında. Babanın eylem kısmında yer alabilmesi gerektiğinde... Annenin ise planlama sürecinde tek olma zorunluluğu... Baba seve seve altını değiştirebilir mesela. Ama sorar öncesinde: Krem nerde? Poposil nerde? Peki bez nerde?
Ya da bu gece nolur süte sen kalk dersin, can-ı gönülden senin "1 gece" kesintisizi uyuyabilmen için çabaladığını bilirsin ama yine de sorar uykunun en tatlı yerinde "Kaç kaşık mama koyuyoduk ki biberona?".


Tatildeyken farkettim ki;
Resim çekmeyi seviyorum...
Renkleri seviyorum...
Bulut ismini seviyorum... (Bi 2.ye olur da delirir ve yeltenirsek diye aklımın bir köşesine yazdım.)
Ve tatildeyken bir kez daha farkettim ki, sevgiliyi çok seviyorum ben...
Burada edebiyat parçalamak diil niyetim ama biliyorum ki onunla denizden çıktığında içilen bira bile daha keyifli.. Hele de aynı bardaktan olursa...

En kısa zamanda tekrarlamalı bunu...
Denize bir kez olsun sevgiliyle girememe pahasına da olsa DEĞER...
Tatildeyiz.
2. deneme diyelim. Geçen yazki faciadan sonra hadi dedik, belki 1 yaş kiriziydi, üzerinden 1 yıl geçti, belki çok şey değişmiştir...
Birçok şey aynı gerçi. Sevgiliyle 1 kere bile beraber denize girememiş olmamız mesela... Buna da 2 yaş krizi diyelim :)
Peki devam mı? Aynen devam...Çünkü o kadar çok güzellikler var ki resimlere bile yansıyan...
Detaylar dönünce...

Birkaç sepet, kurutulmuş bikaç yaprak, stickerlarla gönlünden geçen bi motif, bi bardak taze çiçektir aslında...
Ama farklılıktır işte. Oraya her girdiğinde kendini mutlu kılan ufak detaylardır...
Buna rağmen ; her zaman için Defdef'in aynada bıraktığı su damlalarıdır, sevgilinin lavabodaki traş köpükleridir, hatta temizlikçimizin paspastaki çamaşır suyu lekesidir. Olmazsa olmazlardandır...Olmazsa değişikliği yavan kılandır.
Çünkü eksik asla olmaması gereken "yaşanmışlık"tır...
Kırk yıl arasam bu kutuda bulamazdım seni...


Bugün tamirden gelen bilgisayarımda bulduklarım...
Tam 22 ay evvel bugün.
Bu resimler çekilmeden hemen önce;
Annem: Herşey kontrol altında mı? Cookiler pastaneden geldi mi? Kolalar soğudu mu? Tavşanlı şekerler? Eksik gedik varmı?
Kayınbabam: Verin ben de bi balon şişireyim yahu.
Kayınannem: Ağlamayacağım, söz veriyorum.
Esroşum: Ablam da bu kamerayı bana emanet etti ama kesin bozucam?!?
Sevgilim: Neden çıkmadılar ki daha? Hadi Tubiş, hadi Tubiş...
Babam: Peki, kızım iyi mi hemşire hanım?
Ve Defne'yi ilk gördüğüm an BEN: Allahım ne kadar kıllııııııı...
Karman çorman (Ne biçim Başak burcuyum ben?) ama kendi içerisinde toplu geliyo bana nedense... Hiçbir zaman yalın, sade olamadı (Ruhum gibi, dağınık). Muhakkak çocuksu birşeyler bardındırması lazım... Sevdiklerimin verdiği ıncık cıncıklar gözümün önünde durmalı. Rahat edemem ki öteki türlü.
Aklıma birşey takıldı bugün: Sitede bebekliğinden beri tanıdığım bi ufaklık var, 8 yaşında olmalı şu sıralar. Dün bahçede yakartop oynarken vurulunca mızıktı, "hissetmedim kiii" dedi önce, sonra kendisini vuran tontiniye döndü (hırsını alamamış , yenilgiyi kabul edememiş olacak muhakkak) "Adın neydi senin bakıyım, TOPAÇ mı?" dedi korkunç aşağılayan bir ses tonuyla. Söylerkenki o ses tonu ve boyu 90 cm. bile olmamasına rağmen 1.70'lik bir büyüğün sarfedeceğini düşünmediğim cümle nasıl irite etti beni bir anda... Düşündüm de, çocuklar 8 yaşında da kötü yürekli olabilirler mi? Kötü söz söylemek öğrenilen bir eylem ise bu çocuk bunu o arkadaşının canını yakacağını bile bile yine de söyler mi? Çocuklar neden bu kadar acımasız olur ki bazen? Bizler de böyle miydik ki?
Ya kızım? Olmasın lütfen... Olmaması için elimden geleni yapabileyim lütfen...
« Önceki ::