Oysa ben geçen yaz yemin etmiştim




Utandırdın miniş bizi... Tamam tam anlamıysa utancımdan yerin dibine girmiş değilim ama yine de geçen yaza oranla "ooo bal kaymak" bir tutum sergiledin. Yalınayak başı kabak koştun durdun. Bizim enerjimiz tükendi ama sen enerjinin tükendiği anlarda dahi sırtımızda, belimizde, kucağımızda tırmanarak yerleşmek suretiyle enerji toplamaya çalıştın. Biz bittik, sen bitmedin...

Kalacağımız yer vardığımızda küçük çaplı bir şok yaşadık. Cennet mi burası acaba dedik. Huzurun kokusu olur muymuş? Olurmuş gördük.. Yaşadığımız şehre inat duyduğumuz yegane ses cırcır böcekleri idi. Tabi bir de senin çığlıkların...

Az yemek yedin belki ama bol bol oğlakları besledin zeytin yaprakları ile. Gözünü açtın, Hacivat ile Karagözü sordun. Her yemek saati düzenli besledin durdun kendinden muhtemelen daha az inatçı olan keçi yavrularını. Eve götürelim mi diye sordum, o meshur kafa sallamanı yaptın ısrarlı ısrarlı. Ben zaten fitim annecim onları eve götürmeye ama babanı nası ikna ederiz bilemedim...

Kelime sayının şaşırtıcı derecede arttığını gördük. Hep de işine gelen kelimelerin ama: Açççç, ukku (utku), kagıgak (kaydırak) ve ne ilgisi olduğunu bilemediğimiz mamuuu (mahmut). Mahmut bizim ordaki şef garson, sevdin herhalde... 


Kaldığımız yerin sahibi bayan dünya tatlısı. Emekli bir hakim. Oysa tüm hakimler tükenmişlik hissi verir insana, o bayan ise tam tersi, enerji yayıyor, her şeye o kadar özenmiş ki... Dedim yaşlanılmaz buralarda, 40 isen 40 ölürsün, 41 olmaz yaşın. Zeytin ağaçları ile çevrili bir sahil evinde 2 keçin, 1 atın, 3 kopegin, 1 kedin, 2 tavus kuşun, 10'larca tavşan, tavuk ve güvercinin ile nasıl yaşlanabilirsin ki...








Bazen diyorum daha özgür olasın diye babanla bu davranış tarzımız yanlış mı? Kullandığımız HAYIR'lar o kadar sınırlı ki... Gerçekten önemli birşey olmadıkça hayır dememeye gayret ediyoruz. Sınırların olmasın istiyoruz. Biz istemediğimiz için Hayır olmasını değil, sana zarar verecek olduğu için Hayır dediğimizi anlamanı istiyoruz... Ne kadar başarabileceğiz bilemiyorum şu an ama çocuk yetiştirirken verilen tüm kararların iki ince çizgi arasında olduğunu anne&baba olmadan öğrenemiyormuş insan. Diliyorum ki doğru olduğuna inandıklarımızı umarız davranışlarımızla anlamanızı sağlabiliyoruzdur. Diliyorum ki, inandıklarımız az da olsa doğrudur. Ve diliyorum ki, verdiği kararların arkasında durabilen, güçlü, yürekli, azimli ve en önemlisi huzurlu biri olursun sen de...  
Konu nerden nereye geldi yine... Annelerin konuşma potansiyeli ne kadar artıyormuş yavrulayınca? Aynı oranda da düşünme, planlama potansiyeli... Baba&Anne en büyük farkı bu aslında. Babanın eylem kısmında yer alabilmesi gerektiğinde... Annenin ise planlama sürecinde tek olma zorunluluğu... Baba seve seve altını değiştirebilir mesela. Ama sorar öncesinde: Krem nerde? Poposil nerde? Peki bez nerde? 
Ya da bu gece nolur süte sen kalk dersin, can-ı gönülden senin "1 gece" kesintisizi uyuyabilmen için  çabaladığını bilirsin ama yine de sorar uykunun en tatlı yerinde "Kaç kaşık mama koyuyoduk ki biberona?".
       

Tatildeyken farkettim ki;
Resim çekmeyi seviyorum...
Renkleri seviyorum...
Bulut ismini seviyorum... (Bi 2.ye olur da delirir ve yeltenirsek diye aklımın bir köşesine yazdım.)

Ve tatildeyken bir kez daha farkettim ki, sevgiliyi çok seviyorum ben...
Burada edebiyat parçalamak diil niyetim ama biliyorum ki onunla denizden çıktığında içilen bira bile daha keyifli.. Hele de aynı bardaktan olursa...





















































En kısa zamanda tekrarlamalı bunu...
Denize bir kez olsun sevgiliyle girememe pahasına da olsa DEĞER...

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !